Follow @Vafffanculoo Ne Desem Boş!

 

Yatağında dönerken gene bir gece daha, soğuktan derman aradığın yorganın işe yaramadığı bir vakti, üşümeni paylaştığın bir bedeni hatırlayabilirsin gecenin üçünde. Çünkü bazı şarkılar çok piç. Çünkü bazı şarkıların sinerjisi sikilesi. Asansörden inerken cebinden çıkardığın Djarum’un karanfil kokusu boğazını yıpratırken burnunun hazzını hissedip “bildiğin seks lan bu” diye düşünebilirsin. Üşengeçliğinden iki üç şarkı attığın telefonuna, zaten yavaşlığından daha fazla şarkı yüklemeye sabrın olmadığını farkedebilirsin. Sokak lambalarının bedenini gölgelerine kadar ayırıp sende tekrar birleştirdiklerini görecek kadar kafanı kaldırmadan yürümenin sebebi Eskişehir ayazıyla yüzleşecek götünün olmaması olabilir. Bir nefes daha çekersin sonra, “Vay amına koyayım hakkaten sert sigara” diye içinden geçirebilirsin. Sonra içine çektiğin boynundaki atkının parfüm kokusu olabilir. Kendinden etkilenmez misin? Tabii ki etkileneceksin(Piç). O sırada caddeden karşıya geçmek isteyebilirsin, bir yere gideceksin belli ki. Caddenin ortasından geçebileceğin topraklardasındır, trafik lambaları zaten sikinde bile değildir. Sağına soluna bakmazsın. Kulakların işitecektir çünkü. Senden başka hiçbir saçma sokakta olmayacağı için işitecektir. Buraya benden başkası basmış mıdır acaba gibi saçma sapan bir düşünceye kapılabilirsin, çok özelmişsin hissine muhtaçsındır zira. O anda şarkı değişebilir ve gideceğine kendisini seninle paylaştığından daha çok minnet duyabilirsin. Teninin soğuğu hissetmediğini, aslında soğuğun tenine dokunduğunu farkedebilirsin. Soğuğun teni çok güzeldir bazı yerlerde. Şarkı kulağında sevişmeye başlayabilir o an. Dumanı soğuğa ona dokunmaktan aldığın hazzı hissettirecek şekilde bırakabilirsin kurumuş dudaklarından. Hafifçe yaladığında dudaklarını onun da sana karşı tepkisi hayli kışkırtıcı olabilir. Dar bir sokak kadar karanlık olabilecek bir caddeye girebilirsin sonra. Sağdan gidersin çoğu zaman, sola sapacağını bildiğin halde. Saparken şarkı da sigara da o eve girene kadar bitmesin diye adımlarını hızlandırabilirsin. Ayakkabılarına bakarsın yürürken. Oradan ne kadar sık geçtiğini idrak edebilirsin. Önünden geçtiğin evlerde ne kadar çok ışığın yanık olduğunu, o sokaktaki çok az insanın seviştiği çıkarımını yapacak kadar gözlemlemişsindir belki. Üzülmezsin büyük ihtimal. Geçtiğin her ara sokak yanından yürüyüp giden tanımadığın adam kadar umrunda olmayacaktır. Tuğlaların ayıpları örtmeye çalıştığı apartmanın önüne vardığında seni her gördüğünde selam veren ismini bir türlü öğrenemediğin adam yavşaklığındaki otomatik ışık zile basman için seni yönlendirebilir. Son kez gölgenle yüzleşip içeri girersin. Merdivenleri tırmanamazken Djarum’u bırakmayı düşünebilirsin. Öpersin kapının ardındaki durağının dudaklarından ve söndürürsün gecenin sondan bir önceki Djarum’unu. Soğukla uslanmamışçasına soyunup beraber üşümeye başlayabilirsin. Kulaklığından beynine akan ağıtla bu sefer yatakta sevişirsin. Bazı günahların büyüklüğüyle güzelliğinin ilişkisine şaşırmazsın sonra.
Aradan bir yıl geçer. Yatağında dönerken gene bir gece daha, soğuktan derman aradığın yorganın işe yaramadığı bir vakti, üşümeni paylaştığın bir bedeni hatırlayabilirsin gecenin üçünde. Çünkü bazı şarkılar çok piç. Çünkü bazı şarkıların sinerjisi sikilesi. Çünkü insan bazen merak ediyor. Soğuğun bir yere varmadığı yavanlığı niye çekesin? Çünkü insan bazen çok acayip düşüncelere kapılıyor. Soğuğun böğrünü ısıttığı saçlar ne güzel.
Sonra tütününü kendi ellerinle tıktığın elindeki sigaranın göz kırpan ucuna bakabilirsin. Çünkü klavyenin arasına bazen kül kaçar. 
Dramını sikeyim Djarum, ne güzel sigarasın.

Benimkisi, olmayanın arayışı, rutinlerde kaybolmak, yıllardır farklı sahnelerde aynı oyunları oynamaktan bıkmak, seyirciye hissettirdiğini hissedememenin kasvetinde boğulmak, illüzyonu keşfedince keyiften hayal kırıklığına geçeni görmekten yorulmak. Benimkisi; ister istemez, ne olur ne olmaz, biraz da sizinki. Sizinkisi… O kadar benimki değil ki…

Beni insanlardan ayıran (veya insanlıktan çıkaran) hislerim ve hissizliklerim. O kadar yoğun hissediyorum ki, bir Tanrı oluveriyorum. Yaratıyorum, megalomanız ya, kendimi put yapıp ibadet ediyorum, etsinler istiyorum, metafiziğini siktiğimin duygusu, ama tümümü veriyorum. Tanrılık kolay değil… O kadar hissetmiyorum ki bazen, içimde bir karadelik oluşsa da içime içime kaçsam tamamen diyorum. Bunu o kadar istiyorum ki bazıları. Yok olsam. Açılıyor o delik illa ki. Sonuçlarını bildiğim şeyleri öngöremiyorum. Her delikte içeriden bir şeyler gidiyor, kalpten biraz daha duygu çekiliyor, damardan daha fazla kan, bünyeden daha fazla enerji… Ve yakınındaki insanlar… Gidiyorlar… Benden uzaklaşmadan gidiyorlar. İçimdeki deliklerde sonsuzlukta kaybolacaklar. Var olmaya devam etmek isteyen bünye ise tepkisini kalp çarpıntısı, baş zonklaması, titreme ve karın ağrısı olarak veriyor. Yokluğundan bihaber olduğundan bihaber. Yazık.


…Apartman zili …Kapı gıcırtısı …Çakmak taşı …Patlayan Karanfiller …Duvarda ezilen yastık …Perde çekildi diye küsen ay …Karanlık …Kasıtsız üst üste dizilmiş kıyafetler …Perdeden içeriy(n)i göremeyen güneş …Bardak dibinde donmuş şarap …Yerinden çıkmış çarşaf …İncitmeden ayrılan tenler …Aydınlık …Ayna …Bardağa hunharca çarpan kaşık …Çakmak taşı …


Çekilmemiş, zaten hiç çekilmeyecek enstantaneler, hafızanın derinliklerinde, kalın deri kaplarında fotoğraf albümlerinin, naylon arkasına sıkıştırılan sayfalarına çoktan yerleştirildiler. Bir iki gün daha elden düşmeyecek, bakıldıkça üzecek, yine de bırakılamayacaklar. Turgut Özal salonlarımızdaki -hani şu camekanlarla ayrılan, misafir gelmedikçe kimsenin giremediği- bezemeli vitrinlerimizin en alt çekmecelerine(opsiyonel) elbet kaldırılacaklar. …Ya sonra?

…Apartman zili … Kapı gıcırtısı …Ceketi nereye koysam? Ben alıyım…

hissizliğini hissetmek
bunu hisli bir şekilde dile getirmek
fena
acı.

biz ayrıldık.
ben istedim.

yiğit ve buram buram gidiş kokan iki dize. kabahatini bilen bir çocuk gördüm. karşısındakini parçalayan, güvenini yerle bir eden bir çocuk, kimine göre adam! başkasına sadakat gösterirken kendisini aldatan insanlardan bu da. körü körüne sadakat gösteren bir kızın düş evini yine kızın silahıyla yıkan birisi. sadakat gelişmiş bir duygu değildir, alınmış bir karardır.

sonra çocuğun ağzından kızın gidişini uğurlayan sözler duydum. canım yandı biraz. belki fırsat yokluğu çekiyordu o ara, belki yıldızların masumiyetine inandı diye düşündüm. ama gel gör ki bizler sonradan kazanılamayan her şeye karakter diyoruz. üzülmedim, geçti.

bazen her şeyi bilmek kötü, bazen her şeyi bilmek zehir. haklı olmak bazen en kötü durum. el bağlı, kol bağlı, gönül zaten yok.

ben sevginin siyam ikizini de aldım yüreğime.
korkma
üçünüze de yer var.


ayrıldık
her günümden on yıl gitti.

ağızdan çıkan harflerin sayısı kadar kolay değil elbet. bir insanı söküp atmak yürek işi. birisini ne kadar sokarsanız hayatınıza, o da o kadar sokar ya hayatınıza. işte bu durumun adı da bu. evlat acısı gibi değil bu. sobaya elin değişinin yakması gibi değil, bunun ayrı bir yeri var. ayrılığın dünyası tamamen ayrı. o hep oradan yakar.

yahu gittin madem, adam gibi git! çocuk gibi değil.
hiçbir şey hatırlatmasın seni.
kırıntın dahi kalmasın içimde
böyle gidilmez
sevgiden daha büyük olmalı
ayrılık.

anlamıyor musun?
hala
her adın geçtiğinde
telaşlanıyorum.
dilim tutuluyor
yürüyemiyorum.

unut
hatırla-
ma
ama.

Histeri - İrfan Kurudirek

…dudaklarını merak ettiğini biliyorum. hafif aralık duruyor konuşmadığı zamanda ve kırmızı ruj sürmüş. ne soluk ne de çok parlak rujunun rengi. hafif aralık hali onu inanılmaz çekici kılıyor. üst dudağı yukarı doğru kıvrılmış, aynı balıklarınki gibi. balık ağızlısın diyorum ve gülüyoruz. ne demek istediğimi tam anlamıyla anlıyor, beni balığa mı benzetiyorsun diye itici bir diyaloğa girmiyor. ama ben onu kırmak istemediğimden hemen ekliyorum, balığa benzemiyorsun ama balık ağızlı kadınlar en çekici dudağa sahip kadınlardır. “biliyorum” diyor, balıklarında bunu bilmesini isterdim. yüzüme istemsizce bir gülümseme yayılıyor.
bence çenesiyle burnu birbirlerinin varlığının farkındalar. uyumlu olabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. neredeyse eşit eğimle kıvrıldıklarını söylebilirim. hatta belki size abartıyor gibi gözükebilirim ama güldüğünde bile eşit derece de bozuluyorlar. uyum belkide güzel kılan ikisini de. uyumlu oldukları için bu kadar güzel gözükebiliyorlar. zaten hep uyumlu çiftleri çok sevmez miyiz? onlar hiç ayrılmasın diye söylenip dururuz, onlar çok yakışıyor.

Seven birisi için sevgiliyi görmenin hiçbir sözcük ya da karşılaştırılamayacak kadar bir bütünlüğü vardır; bu bütünlük, geçici olarak, ancak sevişmeyle sağlanabilir.

John Berger - Görme Biçimleri

Played 55 times

Bazı şarkılar fazla seksi

gorkdesigns:


My design blog gorkdesigns, my whatever-I-like blog Weird Normality & my music blog mftjg are both selected as a nominee in a National Blog Contest “Turkcel BÖ!” (Turkcell Blog Awards). I’m gonna participate in “Efes Pilsener Culture-Art Blogs” Category with all my blogs. In other words my biggest rival is me B) Promote for promo guys ;)
Sevgili tasarım blogum gorkdesigns, muhterem hoşuma-kaçanlar blogum Weird Normality ve nacizane müzik blogum mftjg ”Turkcel BÖ!”(Turkcell Blog Ödülleri)’ye aday olarak kabul edildi. Hepsi de “Efes Pilsen Kültür-Sanat Blogları” Kategorisinde yarışacak. Yani en büyük rakibim benim aslında B) Reklamın iyisi kötüsü olmaz biçıs ;)

gorkdesigns:

My design blog gorkdesigns, my whatever-I-like blog Weird Normality & my music blog mftjg are both selected as a nominee in a National Blog Contest “Turkcel BÖ!” (Turkcell Blog Awards). I’m gonna participate in “Efes Pilsener Culture-Art Blogs” Category with all my blogs. In other words my biggest rival is me B) Promote for promo guys ;)

Sevgili tasarım blogum gorkdesigns, muhterem hoşuma-kaçanlar blogum Weird Normality ve nacizane müzik blogum mftjg ”Turkcel BÖ!”(Turkcell Blog Ödülleri)’ye aday olarak kabul edildi. Hepsi de “Efes Pilsen Kültür-Sanat Blogları” Kategorisinde yarışacak. Yani en büyük rakibim benim aslında B) Reklamın iyisi kötüsü olmaz biçıs ;)

"Olm bi oyun var çohiyi de adı neydi yea, KuzeyGüney'deki sılat hatunla, Büyük Ev Ablukada'ki eleman oynuyo da neydi adları bunların lan?"

Kaç gündür “olm bi oyun var çohiyi de adı neydi yeaa” diye kıvrandığım, isim ezberleyemediğimden tasvir de edemediğim sohbetin içine ettiğim “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” löp diye karşıma çıktı lan.

Büyük Ev Ablukada’dan Bartu Küçükçağlayan, Maviş Tülin Özen ve oyunda harikalar yaratan (ilk oyunu olmasına rağmen!..) KuzeyGüney’in kahpesi, kardeş ayıranı über hatun Öykü Karayel var. Olm çok iyi lan.

O da değil de NTVMSNBC 
candır. 

Gidin buna canlar.

Cafcaf komik lan!

Bilmeyenler için Cafcaf tabir-i caizse yandaş medya mizah dergisidir. Ve ben başıma bişey gelmeyecekse gerçekten onlar nasıl düşünüyor diye görmek veya sırf okumak için Cafcaf, Taraf, Zaman okuyorum bazen. Şimdi aranızdan kimileri “yandaş medya lan resmen, onları mı okuyosun? Sen hakkaten “nedesenboş”muşsun” diyebilir. Yukarıdaki unfollow butonuna basabilirsiniz veya yazıya devam edebilirsiniz…

Bir kaç gündür okuyorum Cafcaf’ın son sayısını ve bunu da çok yakın arkadaşlarım yadırgıyor. Para kazandırma şunlara gibisinden. Ülker almayın ama Colgate-Palmolive is cool kafası bu tabi, üzücü…Çoğu zaman cevap vermeye üşeniyorum böyle muhabbetlerde…

Sen her türlü haklı olabilirsin fakat onların bulunduğu yerden olaya bakmadıkça onları yeterince anlayamazsın. Gerçi kimse kendinden farklı olanları anlamaya çalışmıyor günümüzde. Senden olmayana sen duyularını kapadıysan “sağduyu” çağrın biraz havada kalıyor maalesef bebeğim… Buna geçen yazımda biraz değinmiştim.

Biraz da Cafcaf’ı anlatayım içerik olarak size. Cafcaf’ın reklamını yapmakta bi sıkıntı görmüyorum. 3 ayda bi yayınlandığından biraz daha özen var gibi. (Aylık tek takip ettiğim mizah dergisi olan Harakiri’nin kapanmasını üzülerek hatırlıyorum aniden.) Tabii ki komik olmaktan uzak köşeler de yok değil dergide. O her mizah dergisinde nedense olur zaten. Her neyse. Abla evlerindeki komik anlardan, bikiniyle denize girememekten, kafasına göre yar bulmak için yazılınılan ney ve ebru kurslarından, kaydolunulan islami evlilik sitelerinden, mecburen işi ehli olan Japona değil de “din kardeşlerine” vermekten, başbakanın hayatta yapamayacaklarından gayet güldüren esprilerle bahsediliyor. Hatta yazarlar, çizerler bazı esprileri yapamadıklarını samimiyet ve tedirginlikle karışık anlatabiliyor. Bu o kesimin en büyük sıkıntısı bence. İnceden değil gümbür gümbür korku! Üzücü… Tabii ki belli siyasi görüş üzerine kurulu olduğundan genel olarak bi “yalama” mevcut ne yazık ki. Göstermelik eleştiriler var ama çok da tatmin etmiyor olay siyasiyse. Mühalefet çok ağır eleştirimekte. Topluluk içi görüş farklılıkları eleştirilmiş. Bence yanlış bi bakış açısı… Penguen’de, Uykusuz’da gördüğümüz neredeyse tarafsız yaklaşımdan biraz uzaklar. Bu dergilere de göndermeler var. Onlar da gayet komikti biraz Vakit haberciliğini andırsa da. Yaşam tarzlarının üzerineyse acımasız özeleştirileri zekice işlenmiş espriler ve göze hitap eden çizimlerle görebiliyoruz. Kalemleri çoğunun gerçekten kağıt üzerinde güzel kayıyor…

Göze hitap eden demişken tipografi ve sayfa düzeni hususunda Zaman’ı ayakta alkışlamak lazım. Kaç yıl boyunca uluslararası birincilikler kazandılar bu hususta. Çok net orijinaller! Kuşe kağıda basmak gibi samimiyetten uzak, göstermelik, dokununca bi hoş olmak(?) dışında bi yararı olmayan, inovatiflikle alakası olmayan şeyler yerine göze hitap edici sayfa düzenleri hazırladılar. Ayrıca bir çoğunuz biliyordur, gayet sofra bezi yerine kullanılacak kadar kaliteli de sayfaları var :D Haberciliklerine değinmeye gerek yok bence. Herkes neyin ne olduğunu bilmekte, lakin Türkiye’de bi Vakit gerçeği var ki, kimse ellerine su dökemez(!)

Göze hitap demişken o kesimdeki göz zevki olayının bariz önem kazanması beni ziyadesiyle mutlu etmekte.(Gökçek’in de zamanla bu işi oturtacağını ümit ediyorum…) En nihayetinde neredeyse her şey onların kontrolünde olduğundan bu hassasiyetin giderek arttığını görmek, “Türkiye’de güzel şeyler de oluyor” dedirten ender hedelerden biri haline geliyor. Yine de bazı korkunç “ucube”vi şeyler görüyoruz yaptıkları, görsel sandıkları ki evlerden ırak!!!

Sonuç olarak ne görüşte olursa olsun mizahseverler içindeki bazı şeylerden hoşlaşmasalar, hatta irite olsalar dahi Cafcaf okumalı! Biraz geri çekilip yukarıdan bakmak yerine, içlerine karışıp anlamaya çalışmalı. En azından siz yapmalısınız bence. Birileri bi yerden başlamalı gençler. Kimsenin gurur yapmasını gerektirecek bi durum yok. Yiğidi öldürmeye gerek yok, hakkını teslim etmek varken. Ne eleştirmekten, ne de takdir etmekten korkmalıyız. Ne kadar bunu yapmayı birçoğumuz “Ay mensubu gibi olduğum kesim ne der?” tereddütünde olsak da… Sağduyu candır. Mevlana Yoda’nız olsun!..

"Nice kişiler vardır ki dizimin dibindedirler, ama benim için sanki Yemen’dedirler. Yemen’de olan niceleri de vardır ki sanki dizimin dibindedirler."

Yemen çok uzak lan gençler!!!

p.s -  Her “onlar” dediğimde çok üzüldüm. Ama yaftalamamak fakat farklılıklarını göstermek için daha uygun bi kelime de bulamadım… Üzülüyorum ya…